FARKINDALIK VE ÖZ-DUYARLIK ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA
Bu çalışma, Prof. Dr. Lut Tamam ile yürütülmüş; 6. Üstün Yeteneklilerin Eğitimi Kongresi’nde (10-12 Ekim 2019, İstanbul) sözel bildiri olarak sunulmuştur.
“Çocuğunuz çok zeki, ne şanslısınız!” Bu cümleyi defalarca duymuşuzdur. Ama üstün yetenekli bir çocuğun anne ya da babası olmanın, sandığımızdan çok daha karmaşık duygusal bir tablo içerdiğini biliyor muyuz?
İşte bu araştırmada tam da o tablonun içine baktık. Üstün yetenekli çocukların ebeveynlerinde bilinçli farkındalık ve öz-duyarlık düzeyleri ile bu iki değişken arasındaki ilişkiyi inceleyen bir çalışma ve literatürde bu iki kavramı bu özgün örneklemde bir arada ele alan ilk araştırmalardan biri.
Üstün Yetenekli Çocuğun Ailesi: Neden Özel Bir Dikkat Gerekiyor?
Üstün yetenekli çocukları akranlarından ayıran özellikler arasında ileri düzeyde zihinsel yetenek, özel beceriler, yüksek yaratıcılık ve yoğun motivasyon sayılıyor. Bu özellikler hem kalıtsal hem de çevresel faktörlerden kaynaklanıyor. Ve o çevrenin en kritik halkası: aile.
Farklı sosyal, duygusal ve eğitimsel ihtiyaçları olan bir çocuğa sahip olmak, anne babaların kimi zaman beklenmedik güçlüklerle yüzleşmesine yol açıyor. Özellikle ilkokul döneminden itibaren okul ortamında yaşanan olumsuzluklar, ebeveynlerin kendi duygularını düzenleyebilmesini, öfkeyle başa çıkmasını ve etkili iletişim kurabilmesini zorlaştırabiliyor. Peki anne babalar bu süreçte kendilerine ne kadar yer açabiliyor?
İşte tam bu noktada iki temel beceri devreye giriyor: bilinçli farkındalık ve öz-duyarlık.
Bilinçli farkındalık; şu an neler olduğuna dikkat etmek, bu dikkatin niteliğini fark etmek ve tüm bunları yargılamadan kabul edebilmektir. Öz-duyarlık ise kişinin kendi yetersizliklerine ve acılarına anlayışla yaklaşması, yaşadıklarını insan olmanın ortak deneyiminin bir parçası olarak görmesidir. Öz-nezaket, ortak insanlık hissiyatı ve farkındalık — bu üç bileşenden oluşuyor.
Araştırmayı Kimlerle Yaptık?
Türkiye’nin farklı illerinde yaşayan, çocuğu BİLSEM ve/veya RAM tarafından özel yetenek tanısı almış 312 ebeveyn araştırmaya gönüllü olarak katıldı. Katılımcıların %81,7’si kadın, %18,3’ü erkekti. Veriler çevrimiçi olarak toplandı ve SPSS 20.0 ile analiz edildi.
Üç ölçme aracı kullandık: Kişisel bilgi formu, Bilinçli Farkındalık Ölçeği (Brown ve Ryan, 2003; Türkçeye Özyeşil ve ark. tarafından uyarlanmıştır) ve Öz-Duyarlık Ölçeği (Neff, 2003; Türkçeye Akın ve ark. tarafından uyarlanmıştır).
Ne Bulduk?
Cinsiyet, bilinçli farkındalıkta fark yaratmıyor. Kadın ve erkek ebeveynler arasında bilinçli farkındalık puanları bakımından anlamlı bir farklılık çıkmadı. Bu bulgu literatürdeki bazı çalışmalarla çelişiyor; önceki araştırmaların bir kısmı kadınların bilinçli farkındalık puanlarının daha yüksek olduğunu bildirmiş. Ancak öz-duyarlık boyutlarına bakıldığında, kadın ebeveynlerin aşırı özdeşleşme ve bilinçlilik alt ölçeklerinde erkeklerden anlamlı düzeyde yüksek puan aldığı görüldü. Başka bir deyişle kadınlar, duygusal süreçlerine daha yoğun dalıp çıkıyor.
Yaş ilerledikçe öz-duyarlık olgunlaşıyor. 41 yaş ve üzerindeki ebeveynlerin toplam öz-duyarlık puanları, 40 yaş ve altındaki ebeveynlere kıyasla anlamlı biçimde yüksek çıktı. Genç ebeveynlerde ise aşırı özdeşleşme daha belirgin — yani kendi duygularına gömülme, mesafe koyamama eğilimi daha güçlü. Bu bulgu, yaşla birlikte duygusal deneyim ve kabullenme kapasitesinin arttığını gösteren literatürle örtüşüyor.
Bilinçli farkındalık ile öz-duyarlık el ele gidiyor. İki değişken arasında orta düzeyde anlamlı bir korelasyon saptandı. Özellikle öz-sevecenlik ve paylaşımların bilincinde olma gibi öz-duyarlığın olumlu boyutları ile bilinçli farkındalık arasındaki ilişki dikkat çekici. Kendi duygularına bilinçli ve yargısız bir gözle bakabilen ebeveynler, aynı zamanda kendilerine karşı da daha anlayışlı olabiliyor.
Bu Bulgular Ebeveynler İçin Ne Anlama Geliyor?
Üstün yetenekli bir çocuğun ebeveyni olmak, gizli bir yük taşımak gibi hissettirilebiliyor — başkaları görmüyor, hatta anlayamıyor bile. Oysa bu ebeveynlerin de düzenleme desteğine, farkındalık becerilerine ve en önemlisi kendilerine karşı nazik olmaya ihtiyaçları var.
Araştırmanın bulguları, yapılandırılmış grup çalışmalarının — özellikle MBSR (Mindfulness Temelli Stres Azaltma) programlarının — bu ebeveynler için somut bir fayda sağlayabileceğine işaret ediyor. Psikoeğitim grupları, aile danışmanlığı programları ve seminerler de önleyici müdahale seçenekleri arasında yer alabilir.
Son Söz
Bir çocuğun potansiyelini beslemek için önce o çocuğun anne babasının iç dünyasına bakmak gerekiyor. Bilinçli farkındalık ve öz-duyarlık bu yolda hem kendimize hem de çocuklarımıza verebileceğimiz en değerli armağanlardan ikisi.
Bu araştırma, Çukurova Üniversitesi Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü’ndeki doktora eğitimim sürecinde Prof. Dr. Lut Tamam danışmanlığında yürütülmüştür.
