Bu çalışma, 3. Uluslararası Şiddeti Anlamak Kongresi’nde (22-24 Ekim 2021, Çevrimiçi) sözel bildiri olarak sunulmuş; kongrenin tam metin kitabında yayımlanmıştır (Sf: 92-103, 2021).
Şiddet, tanımlayabildiğimiz kadar var. Göremediğimiz, sıradan saydığımız, “ailede böyle olur” diye geçiştirdiğimiz her şey de bu tablonun bir parçası. Peki toplumun kadına yönelik şiddete bakışı gerçekte nasıl? Kim daha duyarlı, kim daha görünmez kılıyor? Bu soruların peşinden giderek Mersin özelinde bir araştırma yürüttüm.
Mersin ili ve ilçelerinde hem kadın hem de erkeklerin katıldığı güncel bir kadına yönelik şiddet algısı araştırması literatürde yer almıyordu. Bu boşluğu doldurmak için 18 yaş üzeri 408 gönüllü ile bu çalışmayı gerçekleştirdim.
Kadına Yönelik Şiddet
Şiddeti fiziksel olanla sınırlamak, görünmez olanları yok saymak demek. Bu araştırmada şiddet dört temel biçimiyle ele alındı.
Fiziksel şiddet en bilineni — sarsma, hırpalama, darp. Ama bununla birlikte sağlık hizmetinden yoksun bırakma da bu kategoriye giriyor. Cinsel şiddet yalnızca tecavüzden ibaret değil; erken ve zorla evlendirme, kürtaja zorlama, beşik kertmesi gibi uygulamalar da bu kapsamda. Ekonomik şiddet çoğu zaman göz ardı edilen türü — kadının çalışmasını engellemek, aile gelirinden bilgi vermemek, parasını elinden almak. Duygusal ve psikolojik şiddet ise en sinsi olanı: tehdit, aşağılama, eve kapatma, başkaları önünde küçük düşürme.
Dünya Sağlık Örgütü’nün 2021 tarihli raporuna göre, 15 yaş üzerindeki kadınların %26’sı yaşamının herhangi bir döneminde eşi ya da birlikte olduğu kişi tarafından fiziksel ve/veya cinsel şiddete maruz kalmış. Türkiye’de ise bu oran 2014 verilerine göre %38. Rakamlar tek başına bile bu araştırmanın neden gerekli olduğunu anlatıyor.
Araştırmayı Kimlerle Yaptık?
Mersin il merkezi ve ilçelerinde ikamet eden, 18 yaş üzeri 408 yetişkin çevrimiçi olarak araştırmaya katıldı. Katılımcıların %61,8’i kadın, %38,2’si erkekti. Büyük çoğunluğu (%70,8) evli ve lisans mezunuydu.
İki ölçme aracı kullandım: Araştırmacı tarafından geliştirilen kişisel bilgi formu ve İSKEBE Kadına Yönelik Şiddet Tutum Ölçeği — bedene yönelik tutumlar ve kimliğe yönelik tutumlar olmak üzere iki alt boyuttan oluşan, güvenilirliği yüksek (Cronbach Alfa: .95) bir ölçek. Veriler SPSS 25.0 ile analiz edildi.
Ne Bulduk?
KADES’i biliyor muyuz? İç İşleri Bakanlığı’nın geliştirdiği acil yardım uygulaması KADES’ten haberdar olanların oranı %62,7. Bu görece iyi bir tablo — yapılan kamu spotlarının ve kurumsal bilgilendirmelerin etkisi hissediliyor. Ancak…
ŞÖNİM büyük oranda bilinmiyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlı Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri’nden (ŞÖNİM) haberdar olanların oranı yalnızca %24,8. Dörtte üçü bilmiyor. Şiddet anında nereye gideceğini, kime başvuracağını bilmemek; şiddetin görünmez kalmasına zemin hazırlıyor. Bu bulgu, ALO 183 başta olmak üzere mevcut destek mekanizmalarının çok daha güçlü biçimde topluma tanıtılması gerektiğini açıkça ortaya koyuyor.
Kadınlar şiddete karşı çok daha duyarlı. Kadın katılımcıların İSKEBE puanları erkeklere kıyasla istatistiksel olarak anlamlı biçimde yüksek çıktı (U=9662,00, p<.0001). Bu beklenen bir bulgu — şiddeti bizzat deneyimleme ya da deneyimleme riski taşıma, algıyı derinden etkiliyor. Uluslararası literatür de bu bulguyu destekliyor. Bununla birlikte dikkat çekici bir nokta var: bazı düşük ve orta gelirli ülkelerde kadınların da şiddeti meşrulaştırıcı tutumlar sergilediği görülüyor. Bu, şiddetin normalleştirilmesinin ne denli güçlü ve yaygın olduğuna işaret ediyor.
Çocukluğunda şiddete tanık olanlar, daha duyarlı yetişkinler. Babasının annesine şiddet uyguladığını gören bireyler, görmeyenlere kıyasla kadına yönelik şiddet tutum ölçeğinden anlamlı düzeyde daha yüksek puan aldı (U=14383,00, p<.0001). Bu bulgu çarpıcı; çünkü şiddetin kuşaklar arası aktarımını anlamamızı sağlıyor. Hem şiddeti normalleştirme hem de ona karşı derin bir duyarlılık geliştirme — ikisi de o ilk tanıklığın farklı yansımaları olabilir.
Bu Bulgular Ne Anlama Geliyor?
Araştırma, şiddetin önlenmesinin yalnızca yasal düzenlemelerle ya da kriz müdahalesiyle mümkün olmadığını bir kez daha hatırlatıyor. Okul öncesinden başlayarak tüm eğitim kademelerinde öfke yönetimi, travmayla başa çıkma ve sağlıklı ilişki becerileri üzerine psikolojik danışma ve rehberlik hizmetlerinin etkin biçimde yürütülmesi şart. Özellikle aile içi şiddete tanıklık eden çocuklara yönelik erken psikososyal müdahaleler, şiddetin kuşaktan kuşağa geçişini engelleyen en önemli koruyucu faktörlerden biri.
Bunların yanı sıra medya dilinin de bu tablodaki rolü göz ardı edilemez. Dizilerde, haberlerde, sosyal medyada cinsiyetçi ya da şiddeti normalleştiren bir dilin sürdürülmesi, toplumsal algıyı doğrudan biçimlendiriyor.
Son Söz
“Bize normal geldi” ifadesi, şiddeti durdurmaz — sadece görünmez kılar. Bir toplumun kadına yönelik şiddete nasıl baktığı, o şiddetin ne kadar devam edeceğini de belirliyor. Bu araştırma, Mersin’de hem kadınların hem erkeklerin bu konudaki algısını sayısal olarak ortaya koyan ilk çalışmalardan biri olarak literatüre katkı sunuyor.
Bu araştırma, Millî Eğitim Bakanlığı bünyesindeki görevim ve Çukurova Üniversitesi Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü’ndeki doktora eğitimim sürecinde bağımsız olarak yürütülmüştür.
