KUMAR OYNAYANLAR İLE OYNAMAYANLAR ARASINDA NE FARK VAR? DEMOGRAFİK BİR KARŞILAŞTIRMA
Bu çalışma, Prof. Dr. Lut Tamam ile yürütülmüş; ISAM 26. Dünya Kongresi’nde (5-8 Eylül 2024, İstanbul Swissotel) İngilizce sözel bildiri olarak sunulmuştur. Türkiye Yeşilay Cemiyeti’nin desteğiyle gerçekleştirilen bu araştırma, doktora tezimin bir parçasıdır.
Kumar oynayan biriyle hiç oynamayan birini yan yana koyduğunuzda gerçekten ne görürsünüz? Sadece bir alışkanlık farkı mı, yoksa yaş, cinsiyet, eğitim, gelir gibi değişkenlerin de bu tablo içinde belirgin bir yeri var mı?
Bu araştırmada, kumar oynama bozukluğu tanısı alan bireylerle kontrol grubunu sosyodemografik açıdan karşılaştırdık. Kumar bağımlılığı araştırmalarının büyük çoğunluğu klinik tanımlara ya da psikolojik mekanizmalara odaklanıyor. Bu çalışma ise “kim daha çok risk altında?” sorusunu somut demografik verilerle yanıtlamayı hedefledi.
Kumar Bağımlılığı: Kısa Bir Arka Plan
Kumar, daha değerli bir şey kazanma umuduyla değerli bir şeyi riske atmak olarak tanımlanıyor. Arkeolojik bulgular, M.Ö. 4000 yıllarına uzanan şans oyunları kanıtları sunuyor — yani kumar insanlıkla neredeyse yaşıt.
Epidemiyolojik veriler farklı coğrafyalarda ciddi bir tablo ortaya koyuyor. ABD’de sorunlu kumar oynama oranı %2,3; İtalya’da katılımcıların %36,4’ü geçen yıl en az bir kez kumar oynamış. Türkiye’de ise yaşam boyu kumar oynama davranışı %41,4, son aydaki oran %21,5 ve çevrimiçi kumar oynama %15,3 olarak saptanmış. En yaygın yaşam boyu kumar türleri: iddia (%31,1), millî piyango (%27,9) ve sayısal loto (%21,3).
Araştırmamızda aynı zamanda iki kritik kavramı mercek altına aldık: Kazanca yakın kayıp — gerçekte kaybedilmiş ama kazanmaya çok yaklaşılmış gibi hissettiren sonuçlar; ve kumar aşermesi — kumara fiilen başlanmadan önceki yoğun oynama isteği. Her ikisi de bağımlılığın hem habercisi hem de sürdürücüsü.
Araştırmayı Kimlerle Yaptık?
Türkiye’nin 81 ilinde yaşayan 18 yaş üzeri bireylerden oluşan 1.066 katılımcı araştırmaya dahil edildi. Katılımcıların %65’i erkek, %35’i kadındı. Eğitim düzeyi açısından %52,3’ü lisans, %14’ü lisansüstü mezunuydu. Katılımcıların %85’i çalışıyor, %39,5’i yüksek gelir grubundaydı.
Araştırmacı tarafından geliştirilen kişisel bilgi formu ve Evren ve arkadaşları tarafından oluşturulan Kumar Oynama Bozukluğu Tarama Testi (KOBTT) kullanıldı. Veriler IBM SPSS 25 ile analiz edildi.
Ne Bulduk?
Cinsiyet: Erkeklerde risk çok daha yüksek. Kumar oynama bozukluğu tanısı alan grupta erkekler %90,6 oranındayken, kontrol grubunda kadınlar çoğunluğu oluşturuyordu (%52,6). Analiz, kadınların erkeklere kıyasla kumar bağımlılığı geliştirme ihtimalinin %73 daha düşük olduğunu ortaya koydu. Literatür bu bulguyu destekliyor: erkeklerin kumar bağımlılığına daha yatkın olduğu pek çok çalışmada belgelenmiş.
Ancak burada önemli bir nüans var: Kadınlar bağımlılığa daha geç yakalanıyor, ama bir kez yakalandıklarında çok daha hızlı ilerliyorlar ve tedaviye daha erken başvuruyorlar. Buna karşın kültürel ve sosyal engeller, kadınların tedaviye erişimini kısıtlayabiliyor.
Eğitim: Düşük eğitim, riski beş kattan fazla artırıyor. Ortaokul ve altı eğitim düzeyine sahip bireylerin kumar bağımlılığı geliştirme olasılığı, lisansüstü eğitimlilere kıyasla 5,6 kat daha yüksek bulundu. Literatür de düşük eğitim düzeyi ile kumar bağımlılığı arasındaki bu güçlü ilişkiyi destekliyor. Bu bulgu, müdahale programlarının düşük eğitim düzeyli bireyleri öncelikli hedef olarak belirlemesi gerektiğine işaret ediyor.
Gelir: Düşük gelir hem bağımlılık grubunda hem kontrol grubunda var. Gelir düzeyine göre gruplar arasında anlamlı bir ilişki saptandı — ancak bu ilişki tek yönlü değil. Yoksulluk hem risk faktörü hem de bağımlılığın bir sonucu olarak tablo içinde yer alıyor.
Tütün kullanımı: Güçlü bir eşlik eden bağımlılık. Kumar oynama bozukluğu grubunda tütün kullanım oranı kontrol grubuna kıyasla belirgin biçimde yüksek çıktı. Literatür bu ilişkiyi zaten belgeliyor: tedavi arayan kumarbazların %62-67’si günlük sigara içici. Üstelik hem kumar oynayan hem de sigara içen bireyler, daha ağır kumar sorunları, daha yüksek kumar sıklığı ve daha büyük finansal kayıplar yaşıyor. Bu bulgu, kumar bağımlılığı tedavisinde sigara bırakma desteğinin de programa dahil edilmesi gerektiğini açıkça ortaya koyuyor.
Yaş: Bağımlılık grubunda daha genç. Kontrol grubunun ortalama yaşı, kumar bağımlılığı grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu. Kumar bağımlılığı tipik olarak yirmili yaşların ortasından otuzların sonuna kadar olan dönemde ortaya çıkıyor.
Medeni durum: Beklenenin aksine anlamlı bir fark yok. Bu bulgu literatürle çelişiyor. On yıllık boylamsal bir çalışmaya göre, bekâr ve boşanmış bireylerde sorunlu kumar oynama oranı belirgin biçimde daha yüksek. Ancak bu çalışmada medeni durumun belirleyici bir değişken olmadığı görüldü; kültürel ve örneklem farklılıkları bu sonucu açıklıyor olabilir.
Bu Bulgular Ne Anlama Geliyor?
Bu araştırma, kumar bağımlılığının belirli demografik grupları orantısız biçimde etkilediğini net olarak ortaya koyuyor. Erkekler, düşük eğitimliler, sigara içiciler ve genç yetişkinler en yüksek risk altındaki gruplar.
Ancak araştırmanın belki de en önemli mesajı şu: Kumar bağımlılığı yalnızca kaybedilen parayla ölçülmez. Sosyal ilişkiler, aile bütünlüğü, ruh sağlığı ve fiziksel sağlık da bu tablonun içinde. Bu nedenle müdahale programlarının; bireyi, aileyi ve sosyal destek ağını birlikte ele alan, çok boyutlu bir yaklaşımla tasarlanması gerekiyor.
Bu araştırma, Çukurova Üniversitesi Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü’ndeki doktora eğitimim sürecinde Prof. Dr. Lut Tamam danışmanlığında yürütülmüş; Türkiye Yeşilay Cemiyeti tarafından desteklenmiştir.
