Online Alışveriş Bağımlılığı İle Öz-Duyarlık Arasındaki Bağ

KENDİNİZE NE KADAR ŞEFKATLİSİNİZ?

Bu çalışma, Prof. Dr. Lut Tamam ile yürütülmüş ve 11. Ulusal Alkol ve Madde Bağımlılığı Kongresi’nde (28 Kasım – 1 Aralık 2019, Girne/Kıbrıs) sözel bildiri olarak sunulmuştur.

            Elinizde telefon, uygulama açık, sepette birkaç ürün. Bunları gerçekten almak için mi girdiniz siteye, yoksa sadece içinizi doldurmak için mi? Bu soru basit görünüyor; ancak arkasında son derece karmaşık psikolojik dinamikler yatıyor.

            2019 yılında Prof. Dr. Lut Tamam ile birlikte yürüttüğümüz bu araştırmada tam olarak bu dinamiği mercek altına aldık. Ve sorduğumuz soru literatürde ilk kez sorulan bir soruydu: Öğretmenlerde çevrimiçi alışveriş bağımlılığı ile öz-duyarlık arasında nasıl bir ilişki var?

Önce İki Kavramı Tanıyalım

Çevrimiçi alışveriş bağımlılığı, yüz yüze alışverişten farklı olarak internet ortamının kendine özgü koşullarında şekilleniyor. İndirim bildirimleri, yanıp sönen teklifler, pop-up reklamlar — bunların hepsi “bilişsel aşırı yüklenme” yaratıyor. Üstelik bu ortam gizli, denetimsiz ve stressiz görünüyor. Kimse görmüyor, kimse yargılamıyor. Harcama üzerindeki kontrol yavaş yavaş kaybolabiliyor.

Öz-duyarlık ise tam karşı kutuptaki bir güç. Bireyin kendi acısına ve yetersizliklerine karşı anlayışlı ve sevecen bir tutum geliştirmesi; yaşadıklarını insanlığın ortak deneyiminin bir parçası olarak görmesi ve bunları bilinçli, dengelenmiş bir bakışla izleyebilmesi. Öz-nezaket, ortak insanlık hissiyatı ve farkındalık (mindfulness) — üç temel bileşenden oluşuyor.

            Bu iki kavramı daha önce aynı araştırmada ele alan bir çalışma yoktu. Biz bu boşluğu doldurmak istedik.

Araştırma Nasıl Yapıldı?

            Mersin il merkezindeki okullarda görev yapan 299 öğretmen araştırmaya dahil edildi. Katılımcıların %67,6’sı kadın, %32,4’ü erkekti. Büyük çoğunluğu (%80,9) evliydi ve yaş dağılımı ağırlıklı olarak 31-50 yaş aralığında yoğunlaşıyordu.

            Üç farklı ölçme aracı kullandık: Kişisel bilgi formu, Kompulsif Çevrimiçi Satın Alma Ölçeği (Bergen Alışveriş Bağımlılığı Ölçeği’nin çevrimiçi uyarlaması) ve Öz-Duyarlık Ölçeği (Neff, 2003). Veriler SPSS 25.0 ile analiz edildi.

Ne Bulduk?

İnternet kullanım süresi, online alışveriş bağımlılığını doğrudan etkilemiyor. Günde 1 saatten az mı internete giriyorsunuz, yoksa 3,5 saatten fazla mı? Bu araştırmaya göre bu fark, online alışveriş bağımlılığı puanlarında istatistiksel olarak anlamlı bir değişim yaratmıyor. Yani mesele ekranda geçirilen süre değil; o sürede neler yaşandığı.

Asıl belirleyici olan öz-duyarlık. Öz-duyarlık düzeyi yüksek olan öğretmenler, online alışveriş bağımlılığı ölçeğinden anlamlı biçimde daha düşük puan aldılar. İki değişken arasında düşük düzeyde negatif bir korelasyon saptandı: Öz-duyarlık arttıkça online alışveriş bağımlılığı azalıyor (r=−0,161, p<0,01).

Bu ilişki rakamsal olarak küçük görünse de anlam bakımından büyük. Kendine karşı yargılayıcı, izole hisseden, duygularına aşırı özdeşleşen bireyler — yani öz-duyarlığın olumsuz boyutları yüksek olanlar — çevrimiçi alışverişi duygusal bir düzenleme aracı olarak daha fazla kullaniyor olabilir.

Bu Bulgular Ne Anlama Geliyor?

            Kompulsif alışveriş, ilk kez 20. yüzyılın başında Bleuler ve Kraepelin tarafından patolojik bir bozukluk olarak tanımlandı. O günden bu yana internet, bu bağımlılığa yepyeni bir boyut ekledi: Rahat, gizli, 7/24 erişilebilir bir alışveriş ortamı.

            Araştırma bulguları, bu bağımlılıkla mücadelede sadece davranış kontrolüne odaklanmanın yeterli olmadığına işaret ediyor. Kişinin kendine nasıl baktığı, kendi duygusal süreçleriyle nasıl ilişki kurduğu da kritik bir rol oynuyor. Çikolata bağımlılığı üzerine yapılan bir çalışmada da benzer biçimde öz-duyarlık ile bağımlılık arasında negatif bir ilişki bulunmuştu. Bizim araştırmamız bu bulguyu, online alışveriş alanında da doğruluyor.

            Dahası, mindfulness temelli uygulamaların — yeme isteğini azalttığı gibi — alışveriş dürtüsünü de azaltabileceğine dair güçlü ipuçları var. Öğretmenlere yönelik MBSR (Mindfulness Temelli Stres Azaltma) programları bu açıdan umut verici bir müdahale yöntemi olabilir.

Son Söz

“Boşluğumu doldurmak için alışveriş yapıyorum” diyen pek çok kişi duymuşumdur. Bu araştırma, o boşluğun kaynağına bakmak gerektiğini sayısal olarak da ortaya koyuyor. Kendine şefkatle yaklaşmayı öğrenmek, bir satın alma dürtüsünü durdurmaktan çok daha derin ve kalıcı bir değişimi başlatabilir.

Bu araştırma, Çukurova Üniversitesi Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü’ndeki doktora eğitimim sürecinde Prof. Dr. Lut Tamam danışmanlığında yürütülmüştür.